Aslında bir başkasını sevdiğimizde ya da materyal bir şeye bile değer verdiğimizde bile kendimizi arıyoruz. Bir başkasından kopmak & maddeden ayrışmak zor geliyor, çünkü onun yanında olduğumuz halimizle vedalaşmak zorunda bırakılmış hissediyoruz kendimizi. Kendimize veda etmek istemiyoruz.
Kendime çok “başarılı” bir kadın olma hedefi koyduğumu fark ettim; tatmin olmadan; içimde elimden gelenin en iyisini yapan kız çocuğunu görmezden gelerek; kime göre, neye göre “başarılıyım” diye sormadan. Ve bu algıya o kadar yapışmışım ki, bu hayali kimlikten en ufak bir uzaklaşma sinyali olan her şeyi büyük başarısızlık olarak adlettim. Halbuki son zamanlarda ekstra gurur duyuyorum kendimle. Çünkü kendimle gurur duymam için kendi kendime hesap verebilmemin yeterli olduğunu söyledi çok özel biri. Hedefi “kimlik”leştirmeden, özü süsleyen bir nitelik olarak görebilmenin huzurunu yaşıyorum son birkaç gündür..
Aslında sadece benim caseimde değil; hepimiz için; en büyük hayal kırıklıklarının ya da “aşk acısının” bile aslında kendimize olan sevgimizden // ya başkalarından ya da kendimize dayattığımız hayali kimliklerden ayrışamamaktan kaynaklandığını anladığımızda tüm ikilem bitecek.
Geçenlerde instagramda çok güzel bir söz gördüm.
Sevgiyi arıyordum, ta ki düşen kim olursa olsun, elimi uzatmaya hevesim olduğunu fark edene kadar.
Karşılık beklemeden kibarım, kimsenin günü benim yüzümden kötü geçmesin istiyorum.
Bana el sallayan bebeklere karşılık veriyorum.
Bir ambulans geçtiğinde sessizce içimden dua ediyorum.
Yağmur yağınca kaldırımın ortasından yürüyorum salyangozların evini yok etmemek için.
Fark ettim ki, ben, arayıp durduğum sevgiyim.
Detachment başkasından kopmak değil. Kendine sadık kalmak. Detachment, başarısızlığı içinize sindirmek değil; sadece durumun geçiciliğini içselleştirebilmek. İstemediğiniz bir sonuç aldığınızda; o sonucun alnınıza yapışmayacağını ve herkesin buna bakıp gülmeyeceğini bilmek demek.
Detachment sevdiğinizi artık sevmeyin demek değil, işinizi artık umursamayın demek değil.
Detachment sadece, kendinizi o kadar çok sevin ki, artık ne sevgiliniz ne işiniz ne geliriniz ne görüntünüz sizin değerinizi dikte edebilsin demek.
Detached olmadıkça, kendiniz gibi olamıyorsunuz zaten. Detached olmadan, ne ilişkiniz gerçek bir ilişki, ne arkadaşlıklarınız temeli sağlam bağlar, ne de işiniz anlam bulabildiğiniz bir mecra.
En çok sevdiğim arkadaşım, en çok kavga ettiğim, en çok kızdığım arkadaşım. Çünkü kendi gibi davranıyor. Ben de kendim gibi davranabiliyorum.
Ama bir nosyonun peşinde koştukça; aşk / güven / sevgi / başarı.. O zaman, kendinizi yok sayma pahasına dahi olsa; o nosyonu elde etmek için her kaba sığmaya hevesiniz oluyor. Halbuki aradığınız her şeyin zaten sizin içinizde olduğunu anladığınızda (bazen üstü toz toprakla örtülü bile olsa) o zaman insanlara ya da maddelere, size sağlayacakları kimlik ya da koşulsuz verecekleri onay için değil; onları gerçekten sevdiğiniz için değer verebiliyorsunuz. Ve eğer işse bu, yada okulsa, ya da paraysa; ona sahip olmak için kendi anlamınızı takas etmiyorsunuz.
İnsanlara ve kendimize yapabileceğimiz en güzel iyilik, onları biraz mesafelenerek sevmek aslında. Biraz uzakta durabilirsek yapışmış durmadan, onlar kanatlarını açabildiklerinde, kanatları yüzümüze çarpıyor diye öfkelenmemiş oluruz onlara. Ya da kendi kanatlarımızı açamamıza onların yakınlığını bahane etmeyiz.